Aylin Çetiner – Yavaş Çekimde Değişim, Hızlanan Bir Dünya
Finansal Astrolog Aylin Çetiner; 2026 yılını astrolojik, ekonomik ve teknolojik dönüşüm ekseninde MAG Okurları için değerlendirdi.
Bu yıl, ilk bakışta büyük kopuşların yaşandığı bir dönem gibi görünmeyebilir. Aksine 2026 yılı, 2027’ye hazırlık niteliği taşıyan, ana trendlerin ve temel parametrelerin büyük ölçüde korunduğu bir geçiş yılıdır; ancak, bu sakinlik algısı yanıltıcıdır, çünkü 2026, gürültülü değişimlerden çok zeminin sessizce yer değiştirdiği bir yıl olarak okunmalıdır.
Astrolojik açıdan 2026’yı “normal” bir yıl olarak tanımlamak zordur. Tutulma sayısı pandemi yıllarındaki kadar yüksek olmasa da, Venüs ve Merkür’ün geri hareketleri kolektif düzeyde önemli stres alanları yaratmaktadır. 17 Şubat 2026’daki Güneş tutulması, hem Türkiye’yi hem de Amerika’yı güçlü biçimde etkilemektedir. Türkiye haritasında bu tutulma, ülkenin askeri niteliğindeki Jüpiter’iyle temas hâlindedir. Bu durum, çevremizde Türk Silahlı Kuvvetlerini zorlayabilecek gelişmelere işaret edebilir. Tutulmayı takip eden mart ayı, kolektif açıdan zorludur; 3 Mart dolunayı ve sonrasındaki yaklaşık on günlük süreçte, Türkiye’de siyasi tansiyonun yükseldiği bir atmosfer oluşabilir.
Özellikle ekim ve kasım 2026 dönemi dikkat çekicidir. Terazi ve Akrep burçlarında gerçekleşecek olan Venüs retrosu; ilişkilerden finansal dengelere, diplomasiden toplumsal huzura kadar pek çok başlıkta kırılmalara işaret etmektedir. Aslında kasım ayından çok ağustos ayında yaşanacak olaylara dikkat kesilmek gerekecek, çünkü sonrasında yaşanacak gelişmelerin belirleyicisi bu tarihler olacaktır.
2026 yılı, finansal piyasalar açısından bir kırılmadan çok, ayar yılı niteliği taşıyor. Küresel ölçekte ana trendlerin değişmediği, ancak bu trendlerin sınırlarının yeniden çizildiği bir dönemden geçiyoruz. Para politikaları, faiz seviyeleri ve risk algısı; dramatik yön değişimlerinden ziyade ince ayarlarla ilerliyor olacak.
Türkiye özelinde baktığımızda, 2026 boyunca döviz kurlarında yönü belli fakat kontrollü bir seyir beklemek daha rasyonel görünüyor. TL’nin dövizler karşısındaki değer kaybı, enflasyon oranının üzerinde ancak nominal faiz oranlarının altında kalacaktır. Politika faizi ve kredi faizleri tarafında bir gevşeme eğilimi görmek mümkündür; ancak bu gevşeme, piyasalarda güçlü bir canlanma yaratacak ölçüde olmayacaktır. Bu durumda da özellikle reel sektör için yatırım kararları hâlâ temkinli, nakit yönetimi ise hayati olmaya devam edecektir.
Küresel tarafta en önemli başlık, enflasyonun gerçekten kontrol altına alınıp alınamadığı sorusu olacaktır. ABD ve gelişmiş ülkeler faizleri indirirken, bu kararların arzu edilen sonucu verip vermediği hâlâ net değil. 2026’nın ikinci yarısından itibaren şu soru daha yüksek sesle sorulabilir: “Faizleri bu kadar düşürdük ama enflasyon gerçekten bitti mi?” Bu noktada; FED’in ne kadar bağımsız kalabileceği, siyasi baskılar ve yönetim değişiklikleri belirleyici olacaktır. Enflasyonun kalıcı olduğuna dair işaretler güçlenirse, yeniden sıkılaşma söylemi piyasaların gündemine girebilir.
2026 ve sonrasında asıl büyük dönüşüm, ekonomi başlıklarından çok teknoloji ve güç dengeleri üzerinden yaşanacaktır. Bugün finansal dalgalanmalarla konuştuğumuz pek çok konu, aslında çok daha büyük bir dönüşümün yan etkileridir. Web1 bilgiye erişimi, Web2 platform ekonomisini temsil ediyordu. Instagram, Twitter (X), Google gibi yapılarla birlikte insanlık tarihte ilk kez küresel ölçekte birbirine bağlandı; ancak, Web2’nin görünmeyen bir bedeli vardı: Gücün belli kişi ve kurumlar etrafında yoğunlaşması. Dünya, farkında olmadan büyük bir konsolidasyon sürecine girdi. Şimdi ise Web3 ile birlikte bambaşka bir evreye geçiyoruz. Web3; merkeziyetsizlik, mülkiyet ve yapay zekâ çağını temsil ediyor. Bu yalnızca teknolojik bir ilerleme değil, aynı zamanda ideolojik bir kırılma. Bugüne kadar alıcı olduğumuz dijital dünyada, ilk kez “sahip” olma ihtimaliyle karşı karşıyayız. Gökyüzü de bu dönüşümü destekliyor. Regulus’un Aslan’dan Başak’a geçişi, popülist liderlik anlayışlarının ve “kraliyet” metaforunun gücünü yitirdiğini gösteriyor. Artık “krallar” değil, kolektif bilinç, kitleler ve ağ yapıları ön plana çıkıyor.
2026, bahanelerin sona erdiği bir yıldır. Koç burcundaki yoğun gezegen geçişleri, bireysel düzeyde bize şu mesajı veriyor: “Artık kimse senin adına hareket etmeyecek.”
Haritasında Koç burcunun ilk derecelerinde gezegenleri olanlar için bu yıl, hızlı ve radikal değişimlere açıktır. Nisan ve Mayıs aylarında Mars’ın Koç’a geçmesiyle birlikte hem bireysel cesaret hem de kolektif mücadele teması güçlenecektir.
2026, korku ve umut arasındaki ince çizgide ilerleyen bir yıl. Dünya daha sert, daha hızlı ama aynı zamanda daha gerçek bir yere eviriliyor. Bu yılı doğru okuyanlar için 2027, yalnızca yavaş çekimde geçen bir dönem değil, stratejik bir sıçrama noktası olacaktır.
2026 bize şunu net bir şekilde söylüyor: Sistemde para var, likidite var; ancak bu para eşit dağılmıyor. Bu nedenle finansal okuryazarlık, doğru zamanlama ve risk yönetimi artık bir tercih değil, zorunluluk hâline geliyor. Artık bekleyenler değil, piyasayı okuyanlar kazanacak. Ne korku ne de iyimserlik tek başına yol gösterici olacak; asıl belirleyici olan, değişimin ritmini anlayıp doğru zamanda doğru pozisyonu alabilmek. Finansal piyasalardan teknolojiye, bireysel kararlardan kolektif bilince kadar her alanda yeni bir eşik geçiliyor. Bu eşikte avantaj sağlayanlar, sistemi suçlayanlar değil; sistemi anlayan, dönüştüren ve kendi gücünü eline alanlar olacak. 2026 bu yüzden bir son değil, 2027’ye açılan kapının anahtarıdır.