Aslı Sayan – Tasarım, Sanat ve Farkındalık
Eserlerinde sevgiyi, umudu ve farkındalığı bir araya getiren Aslı Sayan, “Love & Animals” serisiyle uluslararası sanat fuarlarında oldukça dikkat çekiyor. Sanatın evrensel diliyle kalplerde iz bırakan Sayan; reklamcılık birikiminden dev ayıcık heykellerine, sosyal sorumluluk projelerinden dünya fuarlarına uzanan yolculuğunu MAG Okurlarıyla paylaşıyor.
Kendinizden biraz bahseder misiniz? Sanat yolculuğunuz ve ardından ilk serginizin fikri, hazırlığı nasıl başlamıştı?
Sanat yolculuğum aslında çok erken yaşlarda başladı. İlkokul, ortaokul ve lise eğitimimi Kastamonu’da tamamladım; ailem hâlâ orada yaşıyor. Kastamonu, benim için hem köklerim hem de hayal gücümün ilk filizlendiği yer… Lisede resim bölümünde okudum, sonrasında Trakya Üniversitesi Grafik Reklamcılık bölümünde eğitim aldım, ardından Gazi Üniversitesi Resim Öğretmenliği bölümünden mezun oldum. Görsel anlatım, tasarım ve resim hep iç içe ilerledi hayatımda… 2006 yılından bu yana hâlâ aktif olarak devam eden bir reklam ajansım var. Bu süreçte hem yurt içinde hem de uluslararası alanda birçok projeye imza attık. TRT’de 450 bölümden fazla yayımlanan bir belgeselin hem proje yazım sürecinde hem de hayata geçirilmesinde aktif rol aldım. Bu yıllar bana hikâye anlatmayı, duyguyu görselleştirmeyi ve disiplinli üretimi öğretti.
Bugün ise yolculuğuma sanatın başka bir dalında, daha özgür ve daha kişisel bir yerden devam ediyorum. Tuvalde, objelerde ve serilerimde aslında tüm bu birikimin izleri var… Sanatla iç içe bir aileden geliyorum. Babam yazar, annem gençlik yıllarında keman çalarmış; büyük amcamız ise ünlü bestekâr Erol Sayan. Bu nedenle sanat benim için sonradan seçilmiş bir yol değil, çocukluğumdan beri hayatımın doğal bir parçası oldu. İlkokul yıllarımdan itibaren resim yapmam konusunda hep desteklendim, cesaretlendirildim. Ailem, bu yolculuktaki en büyük şansım. Onların verdiği özgürlük ve destek sayesinde, bugün kendi hikâyemi sanatla anlatabiliyorum.
İlk sergim demek belki doğru olmaz ama sanatıma yön veren en önemli organizasyonun şüphesiz ArtAnkara olduğunu söyleyebilirim. “Love & Animals” serisi ilk kez orada sanatseverlerle buluştu ve beklediğimin de ötesinde, büyük bir ilgi gördü. O sergide çok net bir şeyi fark ettim: Benim sanatım insanlara iyi geliyordu. Eserlerimle karşılaşanların yüzünde beliren gülümseme, durup bir an çocukluklarına dönmeleri, içten gelen o sıcak tepki… İşte o an, doğru yolda olduğumu hissettim. ArtAnkara, benim için sadece bir fuar değil, sanat yolculuğumun geri dönülmez şekilde başladığı yer oldu. O günden sonra bu yol, benim için bir seçim olmaktan çıktı; kalpten gelen bir yolculuğa dönüştü.
Eserleriniz birçok ülkede sergilendi. Farklı kültürlerden izleyicilerle buluşmak size neler kattı?
Türk bir sanatçı olarak farklı coğrafyalarda sanatımı sunabilmek, anlaşıldığımı ve karşılık bulduğunu görmek benim için paha biçilmez bir mutluluk. Sanatın evrensel bir dili olduğuna inanıyorum; ancak, farklı kültürlerden izleyicilerin bakış açıları, yorumları ve duygusal temasları beni inanılmaz derecede besledi. Bir ayıcığın gülümsemesi, hayata umutla bakışı, yaralarına rağmen neşesini koruması ve aynı zamanda ileri dönüşüm ruhu taşıması…
Tüm bu duygular, dünyanın neresinde olursa olsun insanlara aynı yerden dokunabiliyor. Bu yıl birçok ülkede çok kıymetli iş birlikleri ve markalarla projeler gerçekleştirdim. 2026 yılında ise bu anlaşmaların devam etmesi ve daha da büyümesi planlanıyor. Bir Türk sanatçı olarak ülkemi sanat yoluyla temsil edebilmek, kendi dilimle, kendi hikâyemle evrensel bir bağ kurabilmek benim için hem büyük bir gurur hem de tarifsiz bir mutluluk.
Yurt dışındaki sanat fuarlarında karşılaştığınız en unutulmaz anı neydi?
Yurt dışındaki sanat fuarlarında yaşadığım en unutulmaz anılardan biri Dubai’deydi. Fuarda Amerika’dan gelen bir doktor, aynı zamanda bir sanatsever, bir tabloma bakarken bana şunu söyledi: “Bu eser bana çocukluğumdaki mutlu evimi hatırlattı. Tablonun içinde o sıcaklığı buldum.” Bu cümle beni çok derinden etkiledi. O tabloyu satın aldı ve o an birbirimize sarıldık. İşte tam o anda şunu hissettim; sanat bazen konuşmaya bile gerek kalmadan, insanlarla çok derin bağlar kurabiliyor. Ben bu seriyi üretirken çıkış noktam, çocukluğumda elimden hiç düşürmediğim, duygusal bir bağı olan ayıcıktı. Onunla kurduğum o saf ve güvenli bağın, başka bir insanın çocukluk anılarıyla aynı yerden buluşması benim için unutulmaz bir andı.
Bir diğer unutamadığım an ise fuar başladıktan sadece yarım saat sonra, dünyaca ünlü bir markanın tüm eserlerimi o anda satın almak istemesiydi; ama benim için satıştan da kıymetli olan şey şu: Duygularımın bazen tek bir insana, bazen bir çocuğa, bazen de büyük bir markaya geçebiliyor olması… Sanatın asıl gücünün tam olarak burada yattığına inanıyorum.
ANGİAD, ARD ve GGYD gibi derneklerde aktif olarak yer alıyorsunuz. Sanatın toplumsal sorumlulukla ilişkisini nasıl görüyorsunuz?
İş hayatım gereği uzun yıllardır oldukça aktif bir tempo içindeyim. Bu süreçte farklı yerler görmek, seyahat etmek, yeni insanlarla tanışmak ve farklı deneyimler yaşamak benim için her zaman çok kıymetli oldu. ANGİAD, ARD ve GGYD gibi derneklerde yer almamın temel nedeni; yeniliklere açık olmak, ortak değerlerde buluşmak ve sosyal sorumluluk projelerini daha güçlü bir yapı içinde hayata geçirebilmek. Sanatın birleştirici ve dönüştürücü gücüne inanan bu derneklerle aynı yolda yürümek benim için çok anlamlı. Bu platformlar aracılığıyla, sosyal sorumluluk projelerine elimden geldiğince destek olmaya çalışıyorum. Kadınları, çocukları, doğayı ve hayvanları “iyilik” temasıyla görünür kılmak en büyük hedeflerimden biri.
Eserlerimdeki figürlerin gözlerinde yer alan çarpı sembolü de, şiddet gören hayvanlara dikkat çekmek için kullandığım bilinçli bir ifade dili. Sanatımda sadece estetik değil, farkındalık yaratmayı da önceliklendiriyorum. Eğer bu derneklerde, bu projelerde bir şeyin ucundan tutabiliyorsam, katkı sunabiliyorsam ne mutlu bana.
Önümüzdeki dönemde sizi heyecanlandıran projeler veya sergiler var mı? Sanat yolculuğunuzun bir sonraki durağında neler var?
Olmaz mı, hem de neler var neler… Önümüzdeki dönem benim için hem çok heyecanlı hem de oldukça üretken geçecek. Şu anda anlaşma aşamasında olduğum üç farklı ülke ile yeni iş birlikleri var. Aynı zamanda Türkiye’de çok sevilen bir marka ile de özel bir iş birliği hazırlığındayım. Uluslararası sergiler, fuarlar, galeri anlaşmaları ve farklı disiplinlerle buluşacak projelerle “Love & Animals” serisi bambaşka alanlara taşınacak. Gerçekten dolu dolu, hareketli ve ilham verici bir yıl beni bekliyor.
Bu yılın en heyecan verici başlıklarından biri ise büyük ölçekli, üç boyutlu işler. Bazı AVM ve otellerin içerisinde, açık hava alanlarında, özel projelerde sanatseverlerle buluşacak olan, 160 cm’den başlayan dev ayıcıklar, projelere göre farklı formlar alacak. Bu büyük ayıcıklar beni inanılmaz heyecanlandırıyor; onları kamusal alanlarda görmek çok özel bir duygu.
“Love & Animals” serisi çok dinamik bir seri. Her tasarımın sadece 100 adetle sınırlı olması, serinin sürekli kendini yenilemesini sağlıyor. Bu yüzden yeni tasarımlar, yeni limited edition sanat eserleri gelmeye devam edecek… Benim enerjim sanatıma yansıyor; sevildikçe, paylaşıldıkça daha da gelişiyor. Umuyorum ki anlaşıldığım, duygularımı karşı tarafa geçirebildiğim, sevgi, umut ve çocuk ruhunun merkezde olduğu harika bir yıl olacak. Cesur anlatımı olan, katmanlı ve güçlü işlerimle yolculuğuma devam ediyor olacağım.