© Copyright 2018 Mag Medya
Başa Dön

Op. Dr. Ceren Katar Yıldırım Hormonlar – Libido ve Yaşam Enerjisi

Op. Dr. Ceren Katar Yıldırım Hormonlar – Libido ve Yaşam Enerjisi

Cinsel sağlığı, kadının bedeniyle kurduğu bütünsel bir barış ve yaşam kalitesinin merkezi olarak tanımlayan Op. Dr. Ceren Katar Yıldırım, libido kaybından menopoza kadar kadın sağlığını etkileyen kritik süreçlere MAG Okurları için ışık tutuyor.

 

Günümüzün yoğun temposunda kadınların yaşam kalitesini doğrudan etkileyen cinsel sağlık kavramını siz nasıl tanımlıyorsunuz?

Cinsel sağlık ya da cinsel iyilik hâli, sadece “hastalık olmaması” durumu değil, kadının bedeniyle barışık olması, fiziksel, zihinsel ve ruhsal bir bütünlük içinde kendini var edebilmesidir. Günümüzün yüksek tempolu dünyasında kadınlar; kariyer, annelik ve sosyal roller arasında mekik dokurken çoğu zaman kendi bedensel ihtiyaçlarını listenin en sonuna koyuyor. Oysa cinsel sağlık, yaşam kalitesinin bir “lüksü” değil, tam merkezidir. Kadının enerjisini, öz güvenini ve hayata bakış açısını besleyen en temel dinamiklerden biridir.

 

Libido kaybı sıklıkla sadece psikolojik bir süreç olarak görülüyor. Fizyolojik ve hormonal dengelerin bu istek azalışındaki rolü tam olarak nedir?

Libido (cinsel istek) vücuttaki pek çok sistemin eş zamanlı ve sağlıklı çalışmasına bağlı biyolojik bir süreçtir. Libido kaybına yaklaşımda “her şey zihinde bitiyor” mottosu tıbben eksiktir. Hormonal denge; özellikle östrojen, progesteron ve testosteron seviyeleri bu sürecin temel belirleyicisidir. Demir eksikliğinden tiroit fonksiyon bozukluklarına, vitamin yetersizliklerinden vajinal flora değişimlerine kadar pek çok fiziksel etken de, libidoyu doğrudan ve olumsuz yönde etkileyebilir. Dolayısıyla vücut biyokimyasal olarak desteklenmediğinde, zihinsel motivasyon libido için tek başına yeterli olmamaktadır.

 

Özellikle kronik stresle yükselen kortizol hormonu, cinsel isteğin en güçlü biyolojik baskılayıcısıdır. Vücut yoğun stres altındayken, yaşamsal öncelikleri değiştirmekte ve üreme/haz sistemlerini geri plana itmektedir. Libido kaybı yaşayan hastalarımın sadece duygu durumunu değil; kan tablosunu, hormonal profilini ve metabolik dengesini bütüncül bir yaklaşımla analiz ediyorum. Sorunun kökündeki fizyolojik eksiklikler giderildiğinde, cinsel isteğin doğal döngüsüne döndüğünü net bir şekilde gözlemliyorum.

 

Kronik pelvik ağrılar ve cinsel işlev bozuklukları arasında nasıl bir korelasyon var? Bu düğümü çözmek için ilk adım ne olmalı?

İlk adım; sessizliği bozmak ve profesyonel bir jinekolojik değerlendirme ile bedenin verdiği sinyalleri doğru tercüme etmektir. Ağrı, bedenin bir imdat çağrısıdır. Kronik pelvik ağrı yaşayan bir kadın için cinsel birliktelik, keyifli bir paylaşım olmaktan çıkıp bir “endişe kaynağı” hâline gelir. Bu durum zamanla bir kısır döngü yaratır: Ağrı korkusu kasılmaya, kasılma ise doku gerginliğine bağlı olarak daha fazla ağrıya yol açar. Bu düğümü çözmek için ilk adım, sorunu normalleştirmeyi bırakmaktır. “Kadındır, ağrısı olur.” şeklindeki yanlış toplumsal algıyı yıkıp, multidisipliner bir yaklaşımla kök nedene inmek tedavinin anahtarıdır.

 

Menopoz veya doğum sonrası süreç gibi hayatın doğal evrelerinde yaşanan cinsel isteksizliklerle başa çıkmak için sunduğunuz yenilikçi yaklaşımlar nelerdir?

Doğum sonrası ve menopoz, kadının bedensel bir “yeniden yapılanma” sürecidir. Bu dönemlerde yaşanan cinsel isteksizlik ve beraberinde yaşanan vajinal kuruluk gibi durumlar bir kader değil, medikal olarak yönetilebilir bir geçiş sürecidir. Günümüzde artık sadece klasik hormon replasman tedavileriyle sınırlı değiliz. Lazer uygulamaları, radyofrekans tedavileri ve rejeneratif tıp (PRP gibi) yöntemleri sayesinde vajinal dokuyu hücresel düzeyde yenileyebiliyor ve doku kalitesini arttırabiliyoruz. Uyguladığım bu yöntemler, cerrahi müdahale gerektirmeden, çok kısa sürelerde kadının yaşam konforunu radikal şekilde iyileştirebiliyor. Kişiye özel uygulanan ve bütüncül rejeneratif yaklaşımlar, kadının, bedeni üzerindeki kontrolünü yeniden kazanmasını sağlıyor. Kadınlar, hayatlarının bu yeni evrelerini bir “kayıp” olarak değil, kendilerini yeniden keşfettikleri konforlu bir dönem olarak deneyimleyebiliyorlar.

 

Toplumda cinsel sorunların konuşulması hâlâ belli çekinceleri beraberinde getiriyor. Hastalarınızın bu bariyerleri aşarak size ulaşma sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Maalesef cinsellik hâlâ toplumsal tabuların gölgesinde kalabiliyor. Ancak son yıllarda bilinçli bir kadın profilinin yükselişine şahitlik ediyorum. Kadınlar artık sessizce katlanmak yerine, daha kaliteli bir yaşamı hak ettiklerinin farkına varıyorlar. Hastalarım bana ulaştığında aslında sadece bir doktora başvurmuyor, kendi bedenlerine dair bir iyileşme yolculuğuna çıkıyorlar. O ilk çekince aşılıp, tıbbi gerçekler şeffaflıkla konuşulmaya başlandığında, hastanın yaşadığı o büyük rahatlama her şeyden daha değerlidir.

 

Bu bariyeri aşmanın yolu güvene dayalı iletişim ve bilimsel şeffaflıktan geçiyor. Kliniğime gelen her kadın, aslında pek çok kadının ortak sessizliğini de temsil ediyor. Bilgi paylaşıldıkça tabular yıkılır, tabular yıkıldıkça kadın özgürleşir. Bir kadının kendi bedeni üzerindeki farkındalığı ve bu alandaki iyileşmesi, bireysel bir kazanımdan öte, sağlıklı bir toplumun da temelini oluşturur.

Yazar Hakkında /

2003 yılından bu yana, hedef kitlesi AB ve A+ olarak belirlenmiş bir çok baskı, web, pr, organizasyon işinde başarılı projelere imza atmış olan MAG hayatın her alanında en iyi olmayı hedefleyen, sosyo-ekonomik seviyesi yüksek, özel zevkleri olan ve hobileriyle yaşamını renklendiren, sosyal sorumluluklarının bilincinde olan, belirli kesimden kabul ettiği müşterilerine yıllardır sağlamış olduğu yüksek başarı grafiği ile doğru planlanmış bir büyüme ile sektöründeki hayatına devam etmektedir.

Yorum Bırakın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.