Kraliyet Gardırobundan Gelen İlham – House of Leila
Zamansız çocuk modasına ilham veren tasarım anlayışını ve House of Leila’nın doğuş hikâyesini anlatan İrem Yağcı Demir, markasının estetik yaklaşımını MAG Okurlarıyla paylaşıyor.
House of Leila nasıl doğdu? Kendinizden ve markanızın kuruluşundan bahseder misiniz?
Tasarıma olan ilgim ve kumaşlara duyduğum merak beni İstanbul Teknik Üniversitesinde Tekstil Mühendisliği okumaya yönlendirdi; bu süreçte kumaşın, dokunun ve işçiliğin tasarım üzerindeki etkisini yakından keşfettim… House of Leila’nın hikâyesi ise yalnızca profesyonel bir birikimin sonucu değil, aynı zamanda çok kişisel bir arayıştan doğdu. Çocuğum için aradığım özel gün kıyafetinde hayal ettiğim zarafet ve kaliteyi bir arada bulamayınca, eksikliğini hissettiğim dünyayı kendim kurmaya karar verdim. İlk tasarımlar tamamen bu duygudan doğdu; çocukların en özel anlarına eşlik edecek ve yıllar sonra bile aynı zarafeti taşıyacak parçalar yaratma isteğiyle. Bugün House of Leila, zamansız estetiği ve yüksek işçilik anlayışıyla, kendine ait dünya kuran bir marka olarak varlığını sürdürüyor.
Tasarımlarınızda ilhamınızı nereden alıyorsunuz? House of Leila’nın tarzını nasıl tanımlarsınız?
İlhamımız, İngiliz kraliyet gardıroplarının o çabasız şıklığında gizli. Yıllar geçse de fotoğraf karelerinde eskimeyen o asil duruşu seviyoruz ve bu klasik zarafeti bugünün özgür ve meraklı çocuklarının dünyasıyla yeniden yorumluyoruz.
House of Leila’nın tarzını zamansız, asil ve sade bir zarafet olarak tanımlayabilirim; gösterişten uzak ama kendine özgü bir duruşa sahip, modanın geçici akımlarının ötesinde duran bir stil.
Tasarım süreci nasıl ilerliyor?
Tasarım sürecimiz genellikle bir duygu ve net bir estetik yaklaşım ile başlıyor. Bazen bir silüet, bazen bir kumaşın dokusu ya da küçük bir detay koleksiyonun çıkış noktasını belirliyor. Sürecin kalbinde geleneksel terzilik yatıyor. Özel teknikleri el işçiliğiyle birleştiriyor, bu yaklaşımı koleksiyonlarımız boyunca sürdürüyoruz. Sonuçta hem konforlu hem de güçlü bir duruşa sahip parçalar ortaya çıkıyor.
Kumaş seçiminde asil duruşu destekleyen kriterleriniz neler? Hangi dokular bu prestijli görünümü sağlıyor?
Bizim için asalet, her şeyden önce kumaşın karakterinde başlar. Bu nedenle seçimlerimizde doğal içerikli, yüksek kaliteli ve formunu koruyabilen kumaşlara öncelik veriyoruz. Yüksek kaliteli lifler; özel dokumalar ve el işçiliği nakışlarla birleştiğinde ortaya yalnızca bir kıyafet değil, uzun yıllar değerini koruyan bir parça çıkıyor.
Çocukların konforu ile bu ağırbaşlı şıklık arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz?
Bizim için şıklık hiçbir zaman konforun önüne geçmez. Çocukların, içinde rahat hareket edebildiği, kendini iyi hissettiği parçalar tasarlamak her zaman önceliğimiz. Bu dengeyi doğru kalıplar, özenli kumaş seçimi ve hareket özgürlüğünü destekleyen bir tasarım anlayışıyla kuruyoruz. Amacımız çocukların hem rahat hissetmesi hem de o zarif duruşu doğal bir şekilde taşıyabilmesi.
Kraliyet gardırobu genellikle nesilden nesle aktarılan parçalardan oluşur. Sizin markanızda da bu yadigâr mantığı var mı? Sürdürülebilirlik konusunda neler söylemek istersiniz?
Evet, bu yaklaşım House of Leila’nın temelinde yer alıyor. Zamansız parçalar tasarlamak bizim için sadece estetik değil, aynı zamanda bir değer anlayışı. Bir kıyafetin yıllar sonra bile aynı zarafeti taşıyabilmesi ve nesilden nesle aktarılabilmesi bizim için çok kıymetli. Biz hızlı modanın değil, kalıcı değerin peşindeyiz. House of Leila, zamansız parçalarla çocukluğun en saf ve zarif hâlini anlatan bir hikâye.