© Copyright 2018 Mag Medya
Başa Dön

Hikâyenin Peşinde Bir Sanat – Güldeniz Yılmaz

Hikâyenin Peşinde Bir Sanat – Güldeniz Yılmaz

 

Sanatını farklı disiplinlerde ve yüzeylerde özgürce var ederek üretimi bir yaşam biçimine dönüştüren Güldeniz Yılmaz, sanatla kurduğu bu derin ve kişisel bağı disiplinler arası yaklaşımıyla harmanlayarak MAG Okurları için paylaşıyor.

 

Öncelikle kendinizden bahseder misiniz?

Öncelikle kendinizden bahseder misiniz?

İstanbul’da yaşayan, üretmeyi hayatının merkezine koymuş bir sanatçıyım. Duvar resmi (mural), seramik ve illüstrasyon alanlarında çalışıyorum. Sanatla ilişkim aslında çocukluğumdan bu yana hep vardı; zamanla bir ifade biçiminden çok, bir yaşam şekline dönüştü. Farklı disiplinlerde üretmek benim için sadece teknik bir tercih değil, kendimi en özgür hissettiğim alan.

 

Bugün Güldeniz Art Studio’da hem kendi üretimlerimi yapıyor hem de atölye çalışmalarımda farklı yaş gruplarıyla bir araya geliyorum. Üretirken de öğretirken de en çok önemsediğim şey; sürecin keyifli, yavaş ve kişiye ait olması.

 

Güldeniz Yılmaz ismi hem bir duvarın yüzeyinde, hem elde şekillenmiş seramik bir formda, hem de dijital ortamdaki bir illüstrasyonda. Bu disiplinler hayatınıza nasıl girdi?

Aslında hepsi aynı yerden besleniyor. Benim için yüzey sadece değişiyor; anlatmak istediğim şey aynı kalıyor. Bazen bir duvarın genişliği bana alan açıyor, bazen küçük bir seramik formun sınırları içinde çalışıyorum, bazen de dijitalde daha özgür bir şekilde ilerliyorum. Hepsinde ortak olan şeyse hikâye anlatma ihtiyacı. Zamanla kendimi, tek bir alana sıkıştırmak yerine, farklı malzemelerle ifade etmeye başladım, çünkü her malzeme bana başka bir dil sunuyor. Bugün yaptığım tüm üretimler aslında birbirinin devamı gibi; sadece form değiştiriyorlar. Bu çeşitlilik aynı zamanda atölyemdeki üretim dilini de besliyor.

Bir mekânın duvarını tuval olarak seçtiğinizde, o duvarın mimarisi ve içindeki yaşam, fırçanızdaki hikâyeyi nasıl şekillendiriyor?

Ben bir duvara hiçbir zaman boş bir yüzey gibi bakmıyorum. Her mekânın kendine ait bir ruhu, ışığı ve ritmi var. O duvarın içinde nasıl bir yaşam olduğunu anlamadan fırçayı elime almıyorum. Bazen bir çocuk odasında daha yumuşak, güven veren bir dil kuruyorum; bazen bir yaşam alanında daha sakin ve dengeli bir atmosfer yaratmaya çalışıyorum. Mekânın mimarisi, ışık aldığı yön, içinde yaşayan insanların enerjisi… hepsi anlatacağım hikâyeyi doğrudan etkiliyor. Aslında yaptığım şey biraz da o duvarın zaten içinde var olan hissi görünür kılmak. Ben sadece onu ortaya çıkarıyorum.

 

Bir duvarın canlanması ne kadar sürüyor?

Bir duvarın canlanma süreci sadece uygulama aşamasından ibaret değil. Her şey önce o mekânı anlamak ve ona uygun bir tasarım dili oluşturmakla başlıyor. Bu süreç bazen düşündüğümden daha uzun sürebiliyor, çünkü doğru hissi yakalamak benim için en önemli adım. Uygulama kısmı ise duvarın büyüklüğüne ve detayına göre değişiyor. Genelde birkaç gün ya da bir hafta içinde tamamlanıyor ama işin en görünmeyen kısmı, yani tasarım ve hazırlık süreci, en az uygulama kadar zaman alıyor. Benim için önemli olan sürenin uzunluğu değil, ortaya çıkan işin mekânla kurduğu bağ.

 

Seçtiğiniz renklerin insan psikolojisi üzerinde bir etkisi var mı? Örneğin; bir çocuk odası boyarken hangi renklerden kaçınmalı, hangilerine ağırlık vermelisiniz?

Renklerin insan psikolojisi üzerinde çok güçlü bir etkisi var; ama benim için önemli olan tek tek renklerden çok, onların bir araya geldiğinde yarattığı denge. Özellikle çocuk odalarında çok yoğun, yorucu ve fazla kontrastlı renklerden kaçınmayı tercih ediyorum. Daha yumuşak geçişler, doğadan ilham alan tonlar ve göz yormayan bir palet hem çocuklar hem de o odada vakit geçiren herkes için daha huzurlu bir alan yaratıyor. Aynı zamanda, renkleri cinsiyet üzerinden ayırmayı tercih etmiyorum. Kız ya da erkek odası gibi kalıplar yerine, daha zamansız ve herkesin kendini ait hissedebileceği “unisex” paletlerle çalışıyorum. Benim yaklaşımım genelde şu oluyor: Dikkat çeken ama bağırmayan, enerjisi olan ama yormayan renkler, çünkü bir duvar sadece güzel görünmemeli, içinde yaşanabilir de olmalı.

Seramik bir forma hayat verirken, malzemenin o ilkel ve doğal hâliyle kurduğunuz bağda çocuksu bir merakın payı nedir?

Seramikte en sevdiğim şey, malzemenin hâlâ çok “canlı” olması. Çamurla çalışırken kontrol etmekten çok, onunla birlikte hareket ediyorsunuz. O yüzden o çocuksu merak duygusu her zaman işin içinde; ama bu merak zamanla yerini daha bilinçli bir ilişkiye bırakıyor. Ne kadar bastırırsanız çatlayacağını, nerede kendi hâline bırakmanız gerektiğini öğreniyorsunuz. Yani aslında hem özgür hem de dengeli bir süreç. Benim için seramik biraz da yavaşlamayı öğrenmek. O ilkel ve doğal hâliyle temas etmek, üretimi daha dürüst ve gerçek kılıyor.

 

Çizimlerinizdeki karakterler ve formlar, sanki gizli bir dünyanın kahramanları gibi. Bu figürleri yaratırken ilhamınızı nasıl buluyorsunuz?

Karakter çizmek benim için bir duyguyu doğrudan aktarmak gibi. Bu yüzden her formun ve her çizginin bir anlamı olduğunu düşünüyorum. Özellikle çocuklara hitap eden karakterlerde, şekillerin psikolojik etkisini doğru analiz etmek çok önemli. Eğer bir duvar üzerinde karakterlerle bir dünya kuruyorsam, bunu aynı atmosferde ilerleyen bütünlüklü bir kompozisyon gibi ele alıyorum; ama bir ambalaj tasarımında daha hareketli, daha muzır ve daha canlı bir dil kullanıyorum. Aslında karakterin temelini çoğu zaman o atmosferin hikâyesi belirliyor. Bir de işin duygusal bir tarafı var… Karakterlerimde zaman zaman gözlük kullanırım. Bunun bende özel bir karşılığı var; babamın gözlüklü hâliyle özdeşleşen o güven duygusu ve saf sevgi. Sanırım bu bağ, fark etmeden karakterlerime de yansıyor. Alt psikolojide bağ kurduğumuz her şey, bize yeni bir ifade biçimi kazandırıyor. Karakterlerin oluşum süreci benim için oldukça sezgisel; çoğu zaman karşımdaki insanlardan aldığım enerjiyle şekilleniyor…

 

“Ben de yapabilir miyim?” diyenler için atölye dersleriniz var mı? Hem yetişkinler hem de çocuklar için eğitim programları düzenliyor musunuz?

Evet, Güldeniz Art Studio’da hem yetişkinler hem de çocuklar için seramik ve resim alanında düzenli workshop’lar düzenliyorum. Aslında bunu klasik bir ders olarak tanımlamıyorum. Daha çok, insanların üretimle bağ kurduğu bir deneyim alanı gibi görüyorum. Atölyeye gelen çoğu kişi “Ben yapabilir miyim?” diye geliyor ama süreç içinde bunun cevabını zaten kendileri veriyor, çünkü doğru yönlendirmeyle herkesin kendi dilini bulabildiğine inanıyorum. Seramikten resme, farklı tekniklerle çalıştığımız bu süreçte benim için en önemli şey; ortaya çıkan sonuçtan çok, kişinin üretirken kendini nasıl hissettiği. O yüzden atölyede biraz yavaşlıyoruz, biraz deniyoruz ve en çok da sürecin keyfini çıkarıyoruz. Güldeniz Art Studio, üretmek isteyen herkes için açık bir alan.

 

Evde kendi duvarını veya küçük bir objesini boyamak isteyenlere, “Asla unutmayın” dediğiniz altın bir tavsiyeniz var mı?

Asla mükemmel olmak zorunda olmadığını unutmasınlar. Çoğu zaman bu düşünceyle daha başlamadan kendimizi kısıtlıyoruz. Oysa üretim; sabırla denemek, hata yapmak ve süreçten keyif almak demek. Tecrübe de tam olarak bu hataların içinden geliyor. Küçük başlayabilirler; bir köşe, küçük bir obje ya da basit bir form… Zamanla el de göz de alışıyor. En önemlisi de kendi yaptıkları şeyle pozitif bir bağ kurmaları, çünkü en güzel işler, tam da o cesaretten doğuyor.

 

Yazar Hakkında /

2003 yılından bu yana, hedef kitlesi AB ve A+ olarak belirlenmiş bir çok baskı, web, pr, organizasyon işinde başarılı projelere imza atmış olan MAG hayatın her alanında en iyi olmayı hedefleyen, sosyo-ekonomik seviyesi yüksek, özel zevkleri olan ve hobileriyle yaşamını renklendiren, sosyal sorumluluklarının bilincinde olan, belirli kesimden kabul ettiği müşterilerine yıllardır sağlamış olduğu yüksek başarı grafiği ile doğru planlanmış bir büyüme ile sektöründeki hayatına devam etmektedir.

Yorum Bırakın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.