Sinem Yıldırım’ın Kaleminden

    Beni sürekli takip edenleriniz bilir; seyahat etmek benim göbek adımdır. Havaalanları en sevdiğim yerlerdendir. Bayılırım oradaki dinamik enerjiye. Beni yakın tanıyanlar bana “cosmic derviş” de derler. Zira bedenim yerkürede seyahat eder ama düşüncelerim cosmosu aşar…

    Sizi, MAG’ın bu sayfalarında Yunanistan’ın onlarca değişik adasından Dubai’ye, Azerbaycan’dan, Paris’e ve yazı yazdığım yıllar sürecinde kim bilir hangi ülkenin hangi köşesinden dünyanın hangi şehrine uçurmuşumdur geçtiğimiz yıllar sürecinde…

    Sizi geçen ayki Paris’teki heykellerin arasından alıp, bu ay da ülkemizin nadide şehirlerinden birindeki heykellerin yanına getiriyorum; Eskişehir, nam,ı diğer “aşk-ı şehir”

    Eskişehir’i hem yaz hem kış mevsiminde gördüm. Her hali güzeldi… Orada Anadolum’a ait o sıcacık, misafirperver atmosferiyle ve aynı zamanda Büyükşehir Belediye Başkanı Prof.Dr.Sayın Yılmaz Büyükerşen’in adeta bir Avrupa şehrine dönüştürdüğü çok çok ileri görüşlü yatırımlarıyla ve yönetimiyle sizi hem kalbinizden yakalıyor hem her an karşınıza bir sürpriz çıkarıyor sokaklarında…

    Ben Tatar meleziyim. Tam bir Tatar olan anneannemin hep dediği şekliyle bir Tatar balasıyım. Anlayabilenler, yüzümdeki aşırı çıkık elmacık kemiklerimden, kemikli ufak burnumdan ve çekik büyük gözlerimden dolayı bunu bir bakışta söyleyebiliyorlar. Tatar ne demek anlayamayanlar ise yüzümü gözümü dolgulu, ekme, çekme neyse öyle bir şey zannedebiliyorlar. Onlara anneannemi, annemi, dedemi, teyzelerimi ve dayımı gösterebilmek isterdim. Ailemi görenler Kızılderili zannederler; hep o denli çıkık kemikli ve keskin hatlıdır yüzleri… Bende ise o hatlar ufalarak kalmış, çocuklarımda ise daha da azaldı. Bunu niye anlatıyorum burada, çünkü Eskişehir’de o kadar çok Tatar var ki… Yani annemin hep bahsettiği Tatar balası pek çok akrabam orada yaşamakta… Fakat ben bunca bin yıldır her nasılsa hiç gitmemiştim oraya, ta ki bir kaç ay öncesine kadar…

    Gittim, gördüm ve çok şaşırdım…

    Eskişehir’de başarılan iş, bu sayfalara sığabilecek bir iş değil… Eskişehir’ de yapılan çalışma, vizyon, sergilenen disiplin ve verilen emek, kolayca anlatılabilecek bir şey değil… Bence, Belediye Başkanı Prof.Dr.Sayın Yılmaz Büyükerşen’in, yaptığı çalışmalarının ve ekibinin hakkında, sürekli kitaplar, kitaplar ve kitaplar yazmak, projelerini, çalışmalarını, neyi nasıl başardığını, çalışma aşkını anlatan tv programları, belgeseller, seriler yapmak lazım.

    Şehirden aklımda kalan en güzel şeyler;  köprüler… Ah o köprüler… Her biri ayrı bir sanat eseri o köprüler, her an o şehrin her köşesinde aniden karşınıza çıkıveren o şahane güzel heykeller, göletler, parklar, suni plajlar, sihirli kuleleri olan masal şatosu, her köşesinde dolaşan, her daim sokakları dolduran ve hep gülümseyen yüzleriyle ellerinde kitapları ile üniversite gençliği, lüle taşından -ki dünyada sadece burada çıkıyor- yapılmış nadide el işi eserlerle dolu butik mağazalar, hepsinin canlısıyla tanışmış kadar yakın ve gerçek hissedeceğiniz Sayın Büyükerşen’in el emeği balmumu heykel müzesi ve çiğ börek…

    Çiğ börek, çocukluğum boyunca hep evimizde pişen bir börekti. Anneannem gidince uzun süre yiyememiştim, doğal olarak orada görünce öyle çok yedim ki… Hala bedenimin bir yerlerinde varlığını kilo olarak sürdürmekte… Aslında tüm Tatar böreklerini özledim; köbete, çiğ börek, kavurma börek, kırde, öküz börek, çantık börek ve sarburma… Bence hepsi Eskişehir’de bir yerlerde mutlaka vardır, zira orada benim gibi Tatar balaları çok var…

    Balmumu heykel müzesini mutlaka görünüz… Bence dünyaca meşhur olması gereken bir yer…

    Odunpazarı’nda sokalarda geziniz, lüle taşından takı ve objeler alınız…

    Burada Atlıhan’da dolaşırken tesadüfen bir dükkana girdim. Zaten o tarihi doku tüm benliğimi sarmıştı, mağazadaki genç hanımın samimi ve sıcacık tavrı nedeniyle konu konuyu açtı ve benim meraklı bünyemin sorduğu sorular sonucu bir mücevher keşfettim. Altı kuşağın son temsilcisi olan Habibe Aktaş ve babası Besim Aktaş beni atölyelerine davet ettiler. Lüle taşına aynı zamanda beyaz altın da deniyor ve özellikle pipo yapımında kullanılıyor çünkü; tütünün içindeki nikotini yüzde seksen oranında emiyor. Zaten bu pipoların zaman sürecinde sararmasının nedeni de buymuş. Avrupa’da lüle taşından yapılan bu pipolar üç bin dolara kadar alıcı buluyormuş. İşin bana ilginç gelen tarafı, tüm dünyada, sadece ve sadece Eskişehir’de çıkan bu taşın değerinin ülkemizde pek bilinmemesiydi. Atölyede baba Besim Aktaş, kızı Habibe Aktaş ve baş usta Hüseyin Soysal ile birlikte ustanın elindeki taşı sanatıyla oyarak muhteşem bir esere dönüştürmesini izledim. Üstünde çalışılırken yumuşacık olan taş işlem bittikten sonra granit kadar sertleşti. Habibe Hanım’ın bana hediye ettiği gül şeklindeki yüzüğü hala severek kullanmaktayım. Buradan kendisine bir kez daha teşekkür ediyorum.

    Eskişehir’de Kent Park’ı mutlaka görün… Yapay göletleri ve plajları ile su cenneti gibi bir yer… Sayın Büyükerşen gerçekten de İç Anadolu’ya deniz getirmiş… Yüzmek çok keyifli ve güzel… Ayrıca burada manej, botanik cafeler var… İster ata binin, ister yüzün bu park muazzam başarılı bir proje olmuş!

    Ayrıca Sazova Parkı’nı mutlaka gezin, özellikle çocuklar için bir cennet. Cafe ve restoranlarla dolu olmasının yanı sıra çok güzel bir Masal Şatosu, Korsan gemisi, Sabancı Uzay Evi ve Bilim Deney Merkezi, Eti Su Altı Dünyası gibi bölümleri var.

    Bizim gibi İstanbul’da şehrin içinde sıkışık yaşayan anneler için bulunmaz nimet bu dev parklar ve yemyeşil alanlar… Ben ikisine de bayıldım…

    MASAL ŞEHRİ ESKİŞEHİR…

    Eskişehir’de beni büyüleyen bir diğer konu Porsuk Nehri üzerindeki köprüler oldu… Ki bunların bazılarında kendimi bir Paris’te bir Londra’da ama kesinlikle Avrupa’da bir şehirde sandım. Bu nehirde ayrıca, Dragon bot yarışları ve ulusal kano yarışları düzenleniyor ki gerçekten izlemeye değer… Sayın Büyükerşen tarafından şahsen gerçekleştirilen düzenlemeyle Porsuk ve Adalar bölgesi civarı rengarenk evlerin görselliğinde kendinizi Venedik’te zannetmenize neden oluyor.  Şehrin içinden geçen çay ve üzerindeki bu muhteşem köprüler, şehirde adım başı karşımıza çıkan eşsiz heykellerle birleşince kendimi masalımsı bir şehirde dolaşıyor gibi hissettim her anımda…

    Geçmiş yıllarda BBC televizyonunun düzenlediği ’12 Şehir ve Kahramanları’ adlı belgesel programına Prof.Dr.Sayın Yılmaz Büyükerşen’nin seçilmiş olduğunu da hatırlatmak istiyorum okuyucularıma… Zira bir gün görürseniz Eskişehir’i, orada yapılan işlerin her birine gerçekten hem inanamayacak hem de hayran kalacaksınız…

    Yılmaz Büyükerşen Balmumu Heykel Müzesi ise yine  Prof. Dr.Sayın Büyükerşen’in bizzat kendi ellerinde hayat bulmuş bir başka görülmesi gereken yer…  Bu müzede Brad Pitt ve Angelina Joli’den tutun, Einstein’a, Osmanlı Hanedan üyelerinden Atatürk’e, sayısız politikacı, bilim insanı ve sanatçıya kadar 160’tan fazla sayıda insanın birebir aynısını görmeniz mümkün. O kadar, o kadar , o kadar aynı ve canlılar ki dile gelecekler diye düşündüm aralarında gezerken… Bu müze Türkiye’de bir ilk. Bu müzeden elde edilen gelir, kız çocuklarının eğitimi ve engelli çocukların eğitimi için kullanılıyor. Türkiye’nin ilk balmumu heykel müzesi olan bu müze 19 Mayıs 2013 yılında açılmış. Sayın Yılmaz Büyükerşen ayrıca Anıtkabir’de, Samsun’da, İzmir’de, İnebolu’da Harp Akademilerinde ve Deniz Harp Okulu’nda sergilenen balmumu Atatürk heykellerini de bizzat kendisi yapmıştır.

    Yeni hızlı trenle İstanbul’dan binip 2,5 saat sonra kolayca ve konforla ulaşabileceğiniz Eskişehir’de kalmanız için Rixos Termal Oteli şiddetle tavsiye ediyorum. Tepeye kurulmuş olan bu otelde manzara, odalar, servis, görsellik ve her türlü hizmet gerçekten iyi. Ayrıca hediyelik ya da dekoratif bir şeyler almak isterseniz tatlı arkadaşım Hanife Yıldırım’ın mağazası olan Kızılcıklı’daki  Haki Home’a mutlaka uğrayın… Mağazası kendisinin zevkli seçimlerinin ürünü pek çok güzel eşyayla dolu… Oraya gittiğimde her bir parçayı paketletip eve getirmek istedim.

    Bir devlet adamı; karakterinde, hem sanatkarlığı hem akademisyenliği, hem iyi bir aile babası olmayı, hem geniş ve çok ileri vizyonu, hem sonsuz bir çalışma aşkını, bitmeyen bir enerjiyi ve muhteşem bir disiplini birleştirince, ortaya böyle her santimetre karesinde harikalar yaratılmış, ödüller alınan masalımsı güzellikte bir şehir ve mutlu insanlar çıkıyor…Ülkemizin böyle eşine az rastlanır insanlara gerçekten çok ihtiyacı var… Sayın Büyükerşen ‘e hayran olmamak mümkün değil, sayesinde aşık olunacak bir şehir Aşk-ı Şehir, Eskişehir yaratılmış…

    Leave a Reply