Mesleğini İlk Günkü Aşkla Yapan Oyuncu Yazar

    Muhabirlik deneyimi ile televizyon hayatına giriş yapan, çeşitli televizyon programları, tiyatro oyunları ve şimdi de dijital dünya ile kariyerini taçlandıran Metin Uca ile “Aleksandır Telefonu Kaldır” oyunu için geldiği Ankara’da ambiyansı ile içinizi ısıtan Ekşi Maya’da keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

    Yeni projeleriniz var mı? Sizi yeniden ekranda görebilecek miyiz?

    Televizyon yarışması yapmak için yine uğraşıyorum. Şu aşamada, yine otuz kişilik bir orkestra, dört solist ve anlatıcıyla beraber Türkiye’nin müzikal öyküsünü bir klasik müzik orkestrası ile birlikte anlatan bir çalışma var benim yazdığım ama tabii çok operacı dostumun da katkısı oldu. Şöyle diyor: Bütün müzik türleri Türkiye’nin zenginliği, bunların içerisinde de klasik müziğe kulağınızı tıkamayın, çünkü o hayatın her alanında var, neler olduğunun örneklerini gösteriyoruz. Eğlenceli bir komedi o da… Zorlu Center için hazırlamıştık ama Zorlu, biraz büyüklük yapıp bizi Mayıs ayına bırakınca Mayıs’ta da yapacak şansımız olmadığı için üç tane yapacağız, ondan sonra teşekkür edeceğiz. Şimdi İstanbul’da yeni bir oluşum, yeni bir sahne açılışı var, orada yapmayı düşünüyoruz. Orkestra gençlerden oluşan bir orkestra. Dört solist var ama kimse korkmasın opera anlatmayacağız sadece. İçerisinde Yemen Türküsü de var, güzelim şarkılarımızın öyküleri de… Bundan yola çıkarak, bütün müzik türlerinin bizim zenginliğimiz olduğunun ve hepsinin kardeş olduğunun, birini diğerinden uzak tutmamamız gerektiğinin altını çizen bir şey hazırladık. Ben orada kendi yazdığım metinde anlatıcıyım ama orkestradaki isimlerle konuşarak arada bir gülmece ve arada da müzikal tarihimizin Türk Sanat Müziği, Halk Müziği, Opera, Mehter de dahil aklınıza gelebilecek her türden örneklerini veriyoruz. Hatta o örneklerin aslında bilinmeyen öykülerini de anlatıyoruz. Bu anlamda Türkiye’de bir ilk olacak çünkü, müziği anlatma derdinde olan değil, müziği anlatırken bir yandan da Türkiye’nin öyküsünü anlatan bir çalışma olacak. Çünkü bizi birleştirecek tek bir şey kaldı ki; o da sanatın dili… Ve sanatın dilini yitirmemek için de katkı sağlamak gerektiğini düşünüyorum. Biri bu bir diğeri de; “Yedi Nota Bir Aşk” diye müzikli bir gösteri… O da bir kadın ve bir erkeğin bakış farklılıklarıyla kadın erkek ilişkilerini, önemli isimlerin aşklarını ve o aşklara bugünkü bakışımızla yorumumuzu içeren eğlenceli bir gösteri. Oraya üçüncü bir kişi de katılabilir. Şu an iki hanımefendiyle birden görüşüyoruz. Eğer olursa onu zaten çok yakında göreceksiniz. Tabii sürpriz olduğu için söyleyemiyoruz ismi ama çıktığında çok seveceksiniz eminim… Şu anda hepinizin bildiği çok büyük bir süpermarket zinciri bir televizyon kanalı oluşturdu. Sadece dijitalde bir kadın platformu aslında bu. Orada bir yarışmanın basit halini yapmak için görüşüyorum. Haftada bir gün canlı olacak ama diğer günlerde de istedikleri zaman izleyebilecekler.

    Hep bir algı var, hatta Marka Konferansı’nda da konuşuldu biraz oraya değinelim; geleneksel medyayı öldürür mü ya da zarar verir mi? Geleneksel medya dijitale karşı nasıl bir savunma oluşturmalı?

    Geleneksel medya özellikle Türkiye’de şu an kendi ayağına kurşun sıkmayı o kadar yoğun biçimde başardı ki, dijitalin şansı o yüzden iki kat arttı. Bunu bahane olarak söylemiyorum; inandırıcılık ve saygınlık kaybı, artı dijital medyada ulaşım kolaylığı, reklamsızlık, özgürlük ve istediğiniz zaman ulaşılabilirlik bence dijitalin zaten var olan gücünü daha da artırdı. Şanslı mı? Bence Türkiye’de dijital çok daha şanslı hatta dünyada da oraya doğru gidiyor. Akılcı, yaratıcı ve özgün işlerin karşılığını bulma şansı dijitalde daha yüksek. Toplumsal çıldırma ve delirme dönemimiz sona erdiğinde medya kendi ilkeleriyle yürümeyi ve ayakları üzerinde durmayı başardığı zaman toparlanma şansı daha yüksek olacaktır. Şu anda insanlar hiçbir şeye inanmadan soru işaretiyle bakıyorlar. “Bu anlatılanın nedeni ne olabilir?” sorusu, “Bana bu anlatılan nedir?” sorusundan daha fazla öne çıkıyor şu an…

    Toplumsal delirme dönemi sizce ne zaman bitecek?

    Biz Batılı ülkelerin 200 yıla yaydığı aydınlanmayı Atatürk gibi büyük yiğit bir devrimci sayesinde çok daha kısa sürede yaşadığımız için karşı devrim de ister istemez daha güçlü oluyor. Ancak, bizim toplumsal şok halinde yaşadığımız bu muhteşem devrimlerin her adımda değerini fark ederek yaşayarak öğrenme sürecinin aydınlanmayı da beraberinde getireceğine inanıyorum. Feraset akıllı davranmak, zekasını kullanmaktan da öte bir şeydir, bunun içerisinde sağduyu da vardır. Yuvarlak yanıt oldu ama sözcük karşılığı tam yok o yüzden çok uzun sürmeyeceğini düşünüyorum.

    Siz aynı zamanda seslendirme de yapıyorsunuz… Yeni dönemde seslendirmeyle alakalı çalışmalarınız olacak mı? Bu zamana kadar seslendirme yaptığınız karakterlerden en çok keyif veren hangisiydi?

    Aslında çok fazla yapmıyorum. Çünkü, aslında tanınmış yüzlerde benden çok daha iyi erkek sesleri var ve çok daha başarılılar, bunun bilincindeyim. Beni kullanacak kişinin bir kurumsal özellikle örtüştürmesi gerekiyor. O yüzden ben gidip de şunu da seslendireyim bunu da seslendireyim demedim. Benim ricam hep şu oldu; lütfen beni sizin inandığınız, doğru bir marka ile buluşturun. O yüzden ben bunu para kazandığım bir iş olarak değil ama yaptığımda o farklı niteliği koruduğum bir iş olarak düşünüyorum, onun için çok yapmıyorum. Şunu sevdim, bunu sevdim diye söyleyemem ama eğlenceli haber metinleri seslendirmeyi çok daha fazla seviyordum. Cep telefonları için yaptığımız Gaf Dağı’ndaki soruları okuyuşu ve oradaki vurguyu mantık olarak çok daha fazla sevdim. Çünkü orada anlatıcı da var, Shakespeare’in soytarısı da var… Herkesten izler taşıyan ve kendisiyle dalga geçen bir tavrı var… O yüzden ben ondan çok keyif almıştım, saatlerce sürmüştü binlerce soru seslendirmiştim. Dediğim gibi, ben bir marka ile ve o markanın özelliği ile buluşmayı herhangi bir markayı seslendirmekten daha önemli buluyorum. Zaten bana da öyle bakıyorlar belli ki… Çok iş gelmemesi de bunun göstergesi. Tanınır yüz sesi olarak zaten böyle çalışmamız lazım çünkü, profesyonel arkadaşlar bu işten ekmek yiyorlar.

    Peki, hiç keşke seslendirseydim dediğiniz biri ya da bir kurum oldu mu?

    Eğer ben yapsaydım çok etkileyici olurdu dediğim birkaç iş oldu ama söylemeyeyim…

    İletişim fakültesi öğrencilerine çok yönlü olduğunuz için neler söylemek istersiniz? Yeni bir nesil geliyor, bundan önceki nesil çok güzel bir başarıyla işini sonlandırıyor ve artık yavaş yavaş devir teslim oluyor.. Yeni gelen nesil neler yapmalı, nelere dikkat etmeli?

    Umutsuzluğa kapılmasınlar ama emek sömürüsünün en yoğun olduğu alanlardan biri olacağı için ve hatta olduğu için emeklerine ve özlük haklarına ciddi zarar gelecek biçimde sömürüleceğini unutmasınlar ve kendilerini kullandırtmasınlar. İkincisi yapılan iş ne olursa olsun yanlış yapmayı kaldırmayan bir iş, bu yüzden her aşamasında aynı özeni ve ilgiyi göstermek gerekiyor. Bir de, yalnızca bir alanda iyi olmak yetmiyor. Eğer medyanın herhangi bir alanında çalışacaklarsa kendi ülkelerini, insanlarını, kültürlerini, gündelik hayatın alışkanlıklarını, argosu da dahil tüm dilsel özelliklerini çok iyi bilmeleri gerektiğine inanıyorum. Bunun için de çok okumak gerektiğine ve hiçbir bilginin gereksiz olmayacağına, her bilginin mutlaka bir yerde işe yarayacağına inanmayı ve bu yöntemle gitmeyi öneriyorum. Teknoloji ve bilimi çok iyi izlemeleri gerektiğini, bilimsel gelişmeleri hayatın içerisine sokmaları gerektiğini düşünüyorum. Şimdi bir diş fırçası çıkmış pilli ama aynı zamanda internete bağlanabiliyorsunuz. Diş fırçasının kullandığınız noktalar bastırdığınız yerler sıklığı fırçalama tekniği nerelere ulaşmadığını size ulaştıracak noktaya gelmiş bir fırçadan söz ediyorum. Yani reklamda vardır dört açılı hatırlıyorsunuz. Açının ötesine geçmiş bir diş fırçasından söz ediyorum. E şimdi bunun mutlak sizin işinize yarayacağı bir yer vardır bu değişimin geldiği nokta burası ise sadece dijitalleşme ya da hayatın mekanikleşmesi adına söylemiyorum bunu ama insan özünü yitirmeden var olan bütün bu teknolojik yenilikleri ve özellikleri kullanarak bir yere gelmek. Ben bunun peşindeyim ve bunun doğru olduğuna inanıyorum.

    Sizce Türk toplumu olarak hicvi doğru kullanabiliyor muyuz ve anlayabiliyor muyuz?

    Hayatım boyunca hicvi bu tarz işlerde öne çıkardım. Sarkazm denilen şeyin tam karşılığı yok ama koyu bir alaycılığın insanların aptallığına bir karşı koyma yöntemi olduğuna inananlardanım. Ve bunu kullanarak kendisinin bile farkında olmayan insanların yanında yer almanın çok doğru bir şey olduğuna inananlardanım. Evet, mizah duygusu çok gelişkin olmasına karşın hicvin kullanımında o hicvi kullanmanın bir düşmanlık olarak algılandığı tuhaf bir ön kabul döneminden, eleştiriye kapalı insanların çoğunlukta olduğu bir süreçten geçiyoruz ama bu hicvin gücünü öldürmez.

    Röportaj: Dilara Ertürk

    Leave a Reply